Biliçli Sağlık Dergisi – Tarih:20.06.2015
.

Tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında en ileri teknolojik özelliklere sahip ve son zamanlarda gündemde daha fazla yer edinen biorezonans metodunu Türkiye’ye tanıtan Dr. Sinan Akkurt ile keyifli bir söyleşi yaptık.

Öncelikle bize biorezonansı açıklar mısınız?

Biorezonans metodu doğduğu topraklar olan Avrupa’da doğal tıp, Türkiye’de tamamlayıcı/alternatif tıp başlığı altında ele alınıyor. Avrupa’da 40 yıllık bir geçmişe sahip biorezonans tedavisini, Türkiye’de bundan yaklaşık 8 yıl önce başlattık. Biorezonans tedavisi, vücudumuzun doğal olarak –kendiğinden- yaydığı frekans verilerini esas alır. Hastalıklı dokulara çoğunlukla yaydıklarının tam aksi yönde frekans vererek, kimi zaman da mevcut frekanslarını güçlendirip vererek hastalıkları nötrleştirebiliyoruz. Örneğin kanser dokusuna ters frekans vererek ortadan kaldırmayı hedeflerken, fıtıkta ise aynı frekansı güçlendirip vererek destek olabiliyoruz. Modern tıp metodları ile çare bulunmakta zorlanılan alerji, kanser, çölyak gibi rahatsızlıklarda yardımcı bir tedavi metodu olarak fayda sağlayabilmesinin yanında biorezonansın en önemli avantajlarından biri de ağrısız, acısız, ilaçsız ve yan etkisiz, tamamen biyolojik bir yöntem olması. Biorezonans metondun migrenden romatizmaya, depresyondan MS’e 400 kadar rahatsızlığın tedavisinde faydalanabiliyoruz. Biorezonans klasik tıbba rakip olarak görülmemeli. Onu destekleyen yardımcı bir yöntem, bir alternatif tıp yaklaşımı olarak değerlendirilmelidir.


Biorezonans şu anda Türkiye’de nasıl karşılanıyor?

Biorezonans metodunun kapsamlı bir literatürü ve bilimsel temeli var. Bunu meslektaşlarımıza ayrıntılı bir şekilde anlatma imkanı bulduğumuzda, bitkisel tedaviler, aromaterapiler gibi birçok alternatif yönteme doğrudan olumsuz bakan hekimlerde bile olumlu tepkiler alıyoruz. Çünkü bu yöntemle ilgili elimizdeki tek done başarılı örnekler değil, çok sayıda yayımlanmış literatür de var. Bir kısmını buradan inceleyebilirsiniz: http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=bioresonance Bunun yanı sıra sekiz yıldır biorezonans metodundan yardımcı tıp metodu olarak faydalanan hastalar da halk nezdinde etkili oluyor. Çok şükür ki arkamızda hiç itibar zedeleyici bir vaka bırakmadık. Ayrıca biorezonans tedavisini sadece tıp doktorları ve tıp doktorlarının gözetiminde terapistler uygulayabilir. Tıp doktoru olmayıp da biorezonans tedavisi yaptığını ileri sürenlerden kaçınmak gerekir. Tüm bunları bir arada değerlendirince biorezonans metodunun kendi algısının yanında genel olarak tamamlayıcı/alternatif tıp yaklaşımlarına bakışı da olumlu yönde etkilediğini söyleyebilirim.

Ayrıca her yıl düzenlenen Uluslararası Bicom Biorezonans Kongresi’nde farklı ülkelerden biorezonans metodunu uygulayan hekimler olarak bir araya gelmekteyiz. Burada vaka örneklerimizi sunmaktayız. Ben de Türkiye’de şimdiye kadar 300’e yakın kanser hastası ile yaptığım biorezonans tedavisi çalışmalarının sonuçlarını, epilepsi, migren gibi farklı hastalıklara ilişkin vaka örneklerini ve istatistiklerini burada düzenli olarak sunmaktayım.

Günlük muayene rutininizde biorezonansla ilgili en çok sorularla karşılaşıyorsunuz?

En sık sorulan sorulardan biri kesin tedavi olup olmadığı. Bunu üzerine basa basa söylüyorum: Sağlıkta garanti yoktur. Hiçbir tedavi metodu için de “%100 kesin tedavi sağlar” denilemez. Kimlere uygulanabildiği soruluyor. Yaş ve cinsiyet bağımsız olmak üzere herkese, hatta bebeklere, çocuklara ve hamilelere de uygulanabilir, çünkü yan etkisi yok. Tabi bir de biorezonans insan bedenine bir bütün olarak yaklaştığı için ne hasta ne şikayetle gelirse gelsin biorezonansa özel kan testi uyguluyoruz ve hastalığı nelerin tetiklemiş olabileceğini araştırıyoruz. Bu test ile kanser hücrelerinin frekanslarını da tespit etmek mümkün olabiliyor. Bu nedenle en sık “kanser frekansı var mı” sorusuyla karşılaşıyoruz.