Formsante Dergisi – Tarih:01.04.2014

Biorezonans ile tedavi ülkemizde yeni yeni konuşulmaya başlandı. Birçok kişi başvurmak istiyor ama tam olarak da güvenemiyor. Biorezonans’ın ne olduğunu ve ne olmadığını konunun uzmanına sorduk.

Tıpkı teknolojik cihazlar gibi vücudumuzdaki tüm organların da yaydığı elektromanyetik frekanslar var; tek fark vücudumuzdaki frekansların şiddetinin çok daha düşük olması… Hastalıklı organlara onların yaydıkları frekansların tam aksi yönde frekans yollayarak hastalıklarla savaşma yöntemine “biorezonans tedavisi” deniliyor. Avrupa’da doğal tıp metodu olarak 30 yılı aşkın süredir kullanılan bu yöntemin detaylarını Türkiy e’de yedi yıldır uygulayan Aile Hekimi ve Biorezonans Uzman Dr. Sinan Akkurt ile konuştuk.

Biorezonans, son yıllarda popülerliği gittikçe artan aynı zamanda da üzerinde birçok tartışmanın sürdüğü bir tedavi yöntemi… Dr. Sinan Akkurt, biorezonansın şu anki durumunu akupunkturun ilk ortaya çıktığı yıllara benzetiyor ve “Dünyada eski, ülkemizde ise çok daha yeni olan bu yöntemle ilgili olumlu sonuçlar birçok tıp doktorunun bu yönteme sıcak bakması sonucunu doğuruyor” diyor.
Çalışmalarını İzmir’de sürdüren ve şu günlerde İstanbul’da da hizmet vermeye başlayan Dr. Akkurt, biorezonans ile tanışmasının tamamen tesadüf eseri olduğunu söylüyor .Ve yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Bir ilaç firmasının temsilcisi sigarayı biorezonans yöntemi ile bıraktığını söyledi. Ben ilgilenince cihazla ilgili broşürleri gönderdiler. Hoşuma gitti, kendi muayenehaneme cihazı aldım, kullanmaya başladım ama çok da ciddiye almıyordum. O dönemlerde ıhlamur içerek gribi tedavi etmeye çalışanları reddeden bir hekimdim üstelik. Modern tıbbı savunuyordum. Diğer taraftan Almanya’dan kulağımıza gelen mucizevi sonuçlar oluyordu. Biorezonans ile tanıştıktan bir ay sonra, önce 32 haftalık hamile olan kız kardeşimde meme kanseri, üç ay sonra annemde karın zarı kanseri teşhis edildi. Ege Üniversitesi Hastanesindeki hocam annem için altı ay yaşam süresi verdi. O an doktor kimliğinden çıkıp bir hasta yakını olarak ‘Eyvah’ dedim. Ardından sakin olmam gerektiğini, bu yaşananların bir mesaj olduğunu düşündüm. Ve biorezonans ile ilgili pozisyonum bu olaylardan sonra netleşti.”

Bu metotla kanser hastalarında çalışan olmadığı o günlerde, hem annesinin hem kız kardeşinin tedavisine başladığını belirten Dr. Akkurt devam ediyor: “Kız kardeşim doğum yapana kadar kanser tedavisi almadı, kanserlimemesi o kadar büyümüştü ki hocam cerrahiden önce onu küçültmek gerektiğini söyledi ve kemoterapi uygulandı. Bu arada ben de altı ay biorezonans tedavisi yaptım. Altıncı kemoterapiküründen sonra ameliyat yapıldı, alınan doku patolojiye gönderildi ve kanserli hiç doku kalmadığı görüldü. Annemde ise kanserin türünden dolayı kemoterapiyi devlet ödemiyordu,gereksiz masraf görülüyordu. Biorezonanstedavisine başladı ve aradan altı ay geçti annem hayattaydı, tüm riskleri ortadan kaldırmak için cerrahi tedavi de oldu, yumurtalıkları, rahmi alındı ve o günden bugüne, beş yıldır sağlıklı bir şekilde hayatta.”

Dr. Sinan Akkurt’un hikayesi çok umut verici olsa da acaba biorezonans tedavisi her kanser hastasında aynı mucizevi sonucu verir mi, diye sormamak mümkün değil. Bu soruyu yönelttiğimiz Dr. Akkurt şöyle yanıt veriyor: “Bu anlattıklarım benim bu işi yapmaya karar verdiğim noktadır. Tıpta kimseye yüzde 100 garanti veremezsiniz ama biorezonansta kanser vakalarına ağırlık verdiğimde gördüm ki yaşam süreleri veya tam iyileşmeleri istatistiklerin üstünde gidiyor. Bu metodun yan etkisi yok, aksine kemoterapi veya radyoterapinin yan etkilerini azaltmaya yardımcı oluyor. Bence, iki tedaviyi bir arada kullandığınızda bir sinerji yaratıyorsunuz.”

Biorezonans nasıl etki ediyor?

“Rezonans” titreşim demek ve hücrelerin de etraflarına yaydığı titreşimler var. Biorezonans da insanların hücrelerinin titreşimini ifade ediyor. Klasik tıp insana biyokimya üzerinden yaklaşırken “biorezonans”, biyofizik üzerinden bakıyor.

Böyle bakıldığında her organın ve her hücrenin birbirinden farklı frekansları olduğu görülüyor. Dr. Akkurt, “İnsan vücut hücrelerinin frekansı belli aralıklarda ve hücrenin yapısı bozulursa yani hastalanırsa frekans bozuluyor. Bu bozuk frekansları da biorezonans cihazı ile tespit edebiliyoruz. İşte biz frekansları kontrol edebilirsek, hatta benzerlerini de üretebilirsek, vücudun yapısına uygun tedavi verebiliriz” diyor. Biorezonans Avrupa’da 30 yıldan fazladır kullanıldığı için tüm kanser hücrelerinin frekanslarının yanı sıra en çok görülen maddelerin biyofiziksel frekansları da tespit ve dijitalize edilmiş durumda. Dolayısıyla şu an 6 bin 400 maddelik bir “test kiti” bulunuyor. Her hastalığın frekansı belli olduğu için kan üzerinde bu frekans tespit edildiğinde sonuca ulaşılıyor. Tıpkı kan şekeri düzeyine kanda bakmak gibi…

Hücrenin olduğu yerde bu tedavi etkili

“Bu bir tanı yöntemi mi?” diye sorduğumuzda Dr. Sinan Akkurt şu yanıtı veriyor: “Hiçbir şikayeti olmadığı halde, sırf merak ettiği için gelen bir hastanın da kanı tarandığında kanındaki alerjiler, virüs, bakteri, parazit, kanser hücreleri dahil 12 parametreden oluşan 6 bin 400 maddeyi tarayabiliyoruz. Hastalıklar iki şekilde oluşuyor; ya genetik ya da çevresel faktör. Bu maddeler çevresel faktörlere giriyor. Örneğin guatr nedeni olarak flor eksikliğini gösterirken, o flor eksikliğine sebep olabilecek daha derindeki bir enfeksiyon, viral durum bizim için daha önemli. Kloru verip düzelterek günü kurtarırızama tedavide bir taraftan tiroidfonksiyonlarını düzeltecek tedavi verirken diğer taraftan altyapısındaki çevresel faktörü temizliyoruz kalıcı olsun. Bu tür tedaviyi alerjinin tüm gruplarınca, ce ve boyun fıtıkları, ağrı tedavileri, romatizmal hastalıklar, —iğren, epilepsi ve kanser gibi geniş bir yelpazede tüm hastalıklarda yapıyoruz. Yani hücrenin olduğu her yerde bu tedavi var.”

Dr. Sinan Akkurt, biorezonans yönteminin kişinin hücrelerinin frekansını yani doğal yapısını kullandığı için hiçbir zararı olmadığını söylüyor ve devam ediyor: “Cihaz, tedavide kullanmak istediğimiz frekansları üretiyor. Çilek alerjiniz var diyelim. Cihazda elimizdeki kitleri kullanıyoruz veya yediğiniz ve alerji yapan çileği getiriyorsunuz. Cihaz onun frekans kodunu tespit edebiliyor. O frekansın tamamen tersini üretip güçlendirerek vücuda geri veriyoruz Yeni frekans diğerini nötrleştiriyor. Alerji bilgisi silindiği için siz o günden itibaren afiyetle çilek yiyebiliyorsunuz.”

Üç damla kan ile test yapılıyor

Bilinen alerji testlerinin provokasyon testleri olduğunu belirten Dr. Akkurt, “Vücut o maddeye cevap verirse test pozitif kabul ediliyor. Oysa kronik alerjilerde vücut cevap vermeyebilir. Sürekli maruz kaldığınız besin alerjilerini hissetmezsiniz. Süt, buğday, yumurta böyle çünkü her şeyin içinde var. Mesela buğday ürünlerine karşı alerjisi olan kişilerin vücutları şiştir. Ekmek yediklerinde vücut onu sindiremez, depolar ve aşırı şişerler. Ekmeği kesince hemen zayıflarlar. Bu kişilerde geçmeyen reflü, kabızlık, halsizlik olabilir ama bunun alerji olduğu düşünülmez” diyor. Biorezonans ile tüm bu alerjilerin ortaya konulabildiğini söyleyen Dr. Akkurt, işlemi şöyle anlatıyor: “Parmaktan birkaç kan alıyoruz. Bir form dolduruyorsunuz, geçirmiş olduğunuz ameliyatlar, rahatsızlıklarınız, alerjiler gibi bilgileri detaylı anlatıyorsunuz. Sonra 6 bin 400 maddelik kit ile kanınızı alerjiden, virüs, bakteri ve parazite kadar tüm maddeler açısından test ediyoruz. Var ya da yok şeklinde sonuç çıkıyor ve buna göre tedaviye başlıyoruz.”

Her şeyin frekansı ölçülebiliyor

6 bin 400 çok fazla görünse de aslında sınırlı bir rakam… Bazı insanların bu listede bulunmayan maddelere alerjileri olabiliyor. Bu nedenle kaynağı tespit edilemeyen hastalıklarda başka yollar denediklerini söyleyen Dr. Akkurt, “Örneğin siz sabahları kalkınca hapşırıyorsanız üç gün temizlik yapmamanızı ve sonra elektrikli süpürge yapıp orada biriken tozu getirmenizi istiyoruz. Bir koli bandını tavana yapıştırın, bir hafta sallansın, sonra getirin diyoruz çünkü onun üzerine yapışan tozu test ediyoruz. Bahçeli bir evse bahçedeki bitkilerden örnek istiyoruz. Doğal her türlü örneği test edebiliyoruz ve sonuçlar çok başarılı.
Öyle sonuçlar çıkıyor ki… Banyo yapınca sürekli hapşıran bir hastanın sabuna, deterjana, şampuana alerjisi çıkmadı. Sonunda çeşme suyuna alerjisi olduğu anlaşıldı çünkü suyun içinde klor, kurşun, kireç gibi birçok madde var” diyor.

Bir seans nasıl geçiyor?

70 cm boyunda bir cihaz kullanılıyor ve
vücuda bağlanan elektrotlar aracılığı ile
vücuttan alman frekanslar cihaza iletiliyor,
ardından manyetik minder denilen bÜgi
veren minderlerle dengelenmiş frekans
vücuda geri veriliyor. Hasta bu sırada
televizyon koltuğu benzeri bir koltukta
oturuyor, hiçbir ağrı çekmiyor ve isterse
kitap, gazete okuyor isterse sohbet ediyor.
Bir seans en fazla 1-1,5 saat sürüyor.

KRONİK HASTALIKLAR TEDAVİ EDİLEBİLİR Mi?

Peki ya kalp hastalıkları, diyabet gibi kronik hastalıklar? Biorezonans onlarda da etkili olabiliyor mu? Dr. Sinan Akkurt cevaplıyor: “Vücudumuzu yöneten, dengeleyen, düzenleyen bir bağışıklık sistemimiz var. Çevresel faktörleri
temizlediğinizde bağışıklığınız da temizleniyor. Diyabetten kalp hastalıklarına kadar her hastalığın ilgili bir organı ve her organın bir frekansı var. Siz çevresel faktörleri dengeleyip o organların daha iyi çalışmalarını sağlayabilirsiniz. Biz tedavi yapıyoruz derken yoktan bir şey var ettiğimizi söylemiyoruz. Olanı etkili, zararsız
şekilde daha iyiye getiriyoruz. Diyabette ömür boyu bir daha şeker hastası olmayacaksınız demiyoruz. Diyabette tedavinin mantığı şekerin dengelenmesidir. Klasik tıbbın içinde olmayan başka mekanizmaları da harekete geçirerek, kişiyi arındırarak, metabolizmasını harekete geçirerek bu dengeyi daha kolay sağlıyoruz.”