Kanser çeşitlerine baktığımızda bazı kanserleri genetik, bazılarını genetik değil gibi düşünülebilir ama bugüne kadar yapılmış literatür çalışmalarına baktığımızda birçok yayında yüzde 5 ila 15 arasında bir genetik geçişten bahseder.

Geriye kalan yüzde 85 ila 95 arasındaki kısım – kanser hastalıklarının ortalamasından söz ediyorum – çevresel faktörlerle oluşmuştur. Yani “Ailemde kanser bana geçer mi?”, “Dedemlerde kanser var, bende ne kadar çıkar?” kısmından öte çevresel faktör dediğimiz yaşam biçimimiz, iş hayatımız, zihinsel durumumuz, beslenme şeklimiz gibi birçok parametreyi daha ön planda tutmamız lazım. Dolayısıyla bunlarla ilgili hayatımızı şekillendirdiğimizde de kanser riski akrabalarımızda bile olsa bizdeki riski gittikçe düşüktür. Bir de genetik geçişle alakalı yapılan testler var. Özellikle BRCA1 ve BRCA2 diye iki tane genimiz var. Bu gen meme kanseri olan hastalarda pozitiftir. Anneden geçiş olarak baktığınızda annede BRCA pozitif ve kanser olmuşsa, kızında da BRCA pozitif ise kanser riski yüksektir. Erkek çocuğu varsa onda daha çok sindirim sistemi ile ilgili kanser olma riski daha yüksektir. Bunlar da yine genetik açıdan kanser hastalıklarında takip ettiğimiz bazı genlerdendir.