Ülser, mide ve on iki parmak bağırsağının iç yüzeyinde doku kaybı ve yara olarak tanımlanabilir. Ülser rahatsızlığı olanlar için oruç tutmalı ya da tutmamalı demek aslında kişiye özel değerlendirilmesi gereken bir durumdur.  Uzun süreli açlık ve susuzluk mide asiditesini artırıp ülser yakınmalarını tetikleyebileceği gibi,  hasta sigara içiyorsa oruç süresince sigara içmemesi ve bunun yanında duyacağı psikolojik tatmin ile tam tersi etki de görülebilir.

Aktif ülserli kişilere oruç tutmaları önerilmemekle birlikte ülser hastaları kendi durumları ile ilgili doktorlarının yapacağı değerlendirme sonucunda doktorları onaylar ve kendileri de isterlerse oruç tutabilirler.  Ülserin yeni cereyan etmiş olması, şikayetlerin belirgin olması, yanı sıra yine yakın zamanda mide kanaması geçirilmiş olması ve ülsere eşlik eden bağırsak hastalıklarının da bulunması durumunda oruç daha sakıncalı hal almaktadır. Ülser tedavisi yapılmış ve iyileştiği doktor tarafından saptanmış kişilerin oruç tutması konusunda ise bir sakınca yoktur.

Oruç tutacak ülser hastalarının özellikle dikkat etmesi gerekenlerin başında  şikayetlerinin alevlenmemesi için sahuru atlamamaları önem taşır.  İftar, sahur ya da bu ikisinin arasındaki herhangi bir zaman diliminde kesinlikle kola, gazoz, limon, sirke, turunçgiller gibi asitli içecek ve yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Aynı şekilde yoğun baharatlı, kızartma, hamur işi türü yiyecekler de bu kişiler için sakıncalıdır. Bunun yerine fırında ya da buharda pişirilmiş ya da ızgara edilmiş hafif ve az yağlı besinler tercih edilmelidir.

İster sağlıklı ister ülser, gasrit gibi bir mide hastalığı bulunan kişiler olsun, hepimizin bu dönemde su tüketimimizi iftarla sahur arasındaki zamana dağıtmak üzere sahip olduğumuz kilo başına 40 cc olacak şekilde dengelememiz şart. Suyun yerini başka hiçbir içecek tutmaz. Ancak sıvı-eletrolikit alımımızı artırmak için çorba, ayran, cacık, komposto gibi besinleri de menülerimize eklemeliyiz.

Uzun süreli açlığın ardından boş mideye birden aşırı miktarda besin yüklemesi yapılması da reflü ve gasriti olan hastaların yakınmalarını alevlendirebilir. İftara bir iki bardak suyla başlanması ve ılık bir çorba ile devam edilmesi bu nedenle de önemlidir. Ardından 5 – 10 dakika ara verilmeli ve yiyecekler iyice çiğnenmelidir. Çiğneme, tükürük ve mukus salgısını sağladığı için yemek borusu ve midenin iç yüzünü mide asidine karşı korumaya önemli bir yardımcıdır.  Dolayısıyla bir iftar ve sahur öğününe en azından 25 dakika zaman ayrılması göze alınmalıdır. Hızlı yemek yemekten kaçınılmalıdır.

Yemeğin hemen ardından yatmak da önerilmez. Özellikle yemekten hemen sonra yatılması reflü başta olmak üzere mide rahatsızlıklarını tetikleyebilir. İdeali, iftar ve sahur öğünlerinden en az iki saat sonra yatılmasıdır.

İftar ile sahur arasında az ama sık aralıklarla sağlıklı besinler alırsanız, hem iyi beslenirsiniz, hem de sahurda ağır bir öğüne ihtiyaç duymazsınız.

Son olarak doktorunuzun kullanmanızı istediği ilaçlarınız varsa oruç nedeniyle bunları bırakmak yerine yine doktorunuza danışarak uygun şekilde iftar ve sahurda almanız gerekir.

Ülser, reflü, gastrit gibi mide hastalıklarının tedavisinde biorezonans etkin bir tamamlayıcı tedavi metodudur.